Fransız Yeni Dalgası’nın Özgün Yönetmeni: François Truffaut

Bugünün yazısında Fransız Yeni Dalga akımının kurucularından ve Fransız sinemasının mühim yönetmenlerinden biri olan François Truffaut’nun hayatına göz atıyoruz. Haydi okumaya başlayalım! 👇

Erken Dönem Hayatı

Tam adı ile François Roland Truffaut., 6 Şubat 1932 tarihinde Paris’te doğmuştur. Evlilik dışı bir ilişkinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Jeanine de Monferrand daha 17 yaşında bir genç ve biyolojik babası Roland Lévy ise Yahudi bir dişçiydi. Annesi, François’nın doğumundan bir süre sonra mimar Rolan Truffaut ile evlenmiştir. François’nın soyadı buradan gelir. Gerçek babasıyla asla tanışmamıştır.

Bir süre sonra anneannesinin yanına gönderilmiştir. Sık sık hastalanan, zayıf yapılı bir çocuktur ve zamanın büyük kısmını evde kapalı geçirir. Büyükbabası son derece otoriter bir insandır ve evde küçük Truffaut’nun uyması gereken katı kurallar konulmuştur. Genç teyzeleri ile birlikte kitaplar ve müzikle dolu bir evde yetişen Truffaut, anneannesinin ölümünden sonra istemeyerek de olsa evine geri döner.

Genç Truffaut

François’nin aralarına katılması konusunda ısrarcı olan annesi değil de üvey babasıdır. Eve dönmesi konusunda annesinin gösterdiği isteksizlik, istenmediği ve sevilmediği duygusu Truffaut’nun kişiliğinde derin izler bırakır. Her şeye rağmen genç ve güzel annesini özgür ruhu onu derinden etkiler ve kendisinde hayranlık uyandırır. Annesiyle arasındaki karmaşık ilişki, gerçek babasının bir başkası olduğunu öğrenmesiyle daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüşür.

Truffaut bir röportajında şöyle der: annem evde ses olmasına dayanamazdı ya da daha doğrusu, bana tahammül edemezdi demeliyim. Sanki orada okmuşum gibi davranmalı ve bir köşede kitap okumalıydım. Oyun oynamaya ya da gürültü çıkarmama izin yoktu. Benden etraftakilere varlığımı unuturmam beklenirdi.. Truffaut’nun kitaplarla arasındaki özel ilişkinin temelleri işte bu ortamda pekişir. İleriki yıllarda yöneteceği birçok filmde, okuduğu kitaplar önemli bir yer tutar ve birçok filmi de kitap uyarlamalarından doğar.

Zor Geçen Ergenlik Çağı

8 yaşındayken Abel Gance’ın “Paradis Perdu” adlı filmini izlemesiyle sinemaya olan aşkı başlar. Sık sık okuldan kaçarak tek başına sinemaya gider. 12 yaşına geldiğinde Truffaut haftada 2-3 film izlemektedir ve izleyecek yeni bir film olmadığında, sevdiği filmlere tekrar tekrar gitmekten zevk alır. Artık ergenliğini eşiğindeki Truffaut için hayat sinemadan ibarettir.

Genç Truffaut

Çocuk yaşında ailesinin tüm baskısına rağmen okulla değil sinemayla daha çok ilgilenen, yedi yaşından itibaren yalnız başına filmlere giden François, 14 yaşındayken okulu bırakır. Film kulüplerine katılıp başka sinemaseverlerle tanışma imkanı bulur. Geçimini sağlamak için ise küçük bir markette çalışmaktadır.

15 yaşına geldiğinde bir sinema kulübü kuran François Truffaut; kötü geçen çocukluğunun ve bunun nedeni olan ailesinin eksikliğini daha büyük bir aileye üye olmak biçimiyle gidermiştir. Bizzat kendi babası tarafından polise teslim edilen, askere gitmeyi reddettiği için polisle başı derde giren Truffaut’nun gençlik yıllarında imdadına yetişen, Fransız eleştirmen André Bazin olur.

André Bazin ile tanışmaları “Cercle Cinémanie” adlı sinema klubünde konuşma yapmak için Bazin’ın ziyaretiyle gerçekleşti. Tanıştıklarında Truffaut 16, Bazin ise 30 yaşındaydı. Bazin ile arkadaşlığının arkasında Truffaut’nun baba özlemi gelmekteydi.

Sinema Serüveni Başlıyor!

Bazin, Truffaut’nun kendisini üyesi saydığı sinemaseverler kitlesindeki baba figürü hâline gelmiştir. Tıpkı daha sonra kendisini bir evlat olarak görmelerini arzu ettiği, bu şekilde bir yaklaşım sergilediği ustaları Roberto Rossellini ve Alfred Hitchcock gibi. Bazin sayesinde Truffaut, filmlere analitik yaklaşmayı öğrenir, eleştiri metinlerinin, yazının gücüne kapılır. Filmler üzerine yazmak, fikir üretmek gibi bir alan önüne açılmıştır.

André Bazin

İlk sinema yazıları 1953 yılında, Fransa’da bugün de yayınlanan ve sinemaya yön veren en önemli yayınlardan biri olan Cahiers du cinéma’da yayınlanır. Burada arkadaşı (daha sonra düşmanı) hâline gelecek Jean-Luc Godard’la tanışır. Buradaki bir grup sinema yazarı ve yönetmenle birlikte sinemayı sonsuza dek değiştiren Fransız Yeni Dalgası’nın başlangıcında rol oynar.

Godard (solda) ve Truffaut (sağda)

Truffaut’nun 1954’te dergide yayınlanan ve bir filmin asıl yaratıcısının yönetmen olduğunu savunan “auteur teorisi“, bir nesile ilham kaynağı olmuştur. Teoriye göre iyi ve kötü filmlerin olmadığı, iyi ve kötü yönetmenlerin olduğu savunulmaktadır.

François Truffaut, kariyeri boyunca sinema üzerine olan düşüncelerini; karakteriyle, yaşam öyküsü ve kişisel deneyimleriyle harmanladığı filmlere imza atar. Yeni Dalga’nın yanı sıra; sinemanın, yönetmenin sanatı olduğunu ve yönetmenlerin filmlerin asıl sahipleri olduğunu vurgulayan auteur teorisini filmlerinde çeşitli şekillerde tartışır.

Sinema yazarlığını büyük bir ciddiyetle yaparken, film çekmenin neye benzer bir deneyim olduğunu anlayabilmek için giriştiği kısa filmi Une visite (1955)’i çekti. 1956 yılında Roberto Rossellini‘nin (İtalyan senaryo yazarı ve yönetmen) yanında asistanlık yapmaya başladı. 1957 yılında ise “Les Films du Carrosse” adlı film şirketinin sahibinin kızı Madeleine Morgenstern ile evlendi. Bu evlilikten kızları Eva ve Laura Truffaut dünyaya gelmiştir.

Truffaut Ailesi

Yine aynı yıl “Les Mintons“ı çekti. Bu film ile sinematografi bilgisini geliştirdi ve ardından 1959 yılında daha sonra Avrupa Sineması’nın en önemli filmlerinden olacak “Les quatre cents coups” adlı filmi çekti. Filmin senaryosu da kendine aitti. Jean Pierre Leaud‘un “Antoine Doinel”i canlandırdığı filmde çocukluk yıllarının izleri görülmekteydi.

Bu film ile “Yeni Dalga”nın temellerini atmış oldu. Yarı otobiyografik film, zor geçen ergenlik dönemini öykülüyordu. Yönetmene en iyi senaryo Oscar adaylığı ve Cannes’da en iyi yönetmen ödülü getiren filmden sonra Truffaut, zaman zaman Doinel’e geri dönecek ve hep Leaud’nun oynadığı karakterin yetişkinliğe geçişini sinemaseverlere sunmaya devam edecekti. 

Les quatre cents coups ( 400 Darbe) filminden bir görüntü

1960 yılında kendisi gibi yeni dalganın önemli yönetmenlerinden Jean-Luc Godard’ın “À bout de souffle” adlı filminin senaryosuna katkıda bulundu. Aynı yıl “Tirez sur le pianiste” ve “Tire-au-flanc 62” adlı filmleri çekti. 1962 yılında Alfred Joseph Hitchcock ile yaptığı söyleşi “Le Cinéma Selon Alfred Hitchcock” adıyla yayımlandı.

Bazı eleştirmenler Truffaut’nun son dönem filmlerinin, ilk dönemindeki kalitenin çok altında kaldığını söyleseler de Joseph Mcbride (Amerikalı film tarihçisi), “eğer Truffaut’nun ilk eserlerindeki olağanüstü kamera hareketleri, nefes kesen kurgu ve keyif duygusu, daha sonraki filmlerinde daha az belirginse bunun sebebi anlatım ve tarzda daha bilinçli bir yaklaşım ve duygusal zenginliğin artmasıdır” diyordu.

Truffaut ve Hitchcock sohbet ederken

1962 yılında ise bir kadının iki farklı erkeğe olan aşk hikayesinin anlatıldığı “Jules et Jim” adlı filmi çekti. Başrolünde Jeanne Moreau’nun oynadığı film birçok ödül kazandı. Ardından 1966 yılında “Fahrenheit 451“, 1968’de “Baisers volés” ve 1970 yılında “L’enfant sauvage” adlı filmleri yönetti. Sinemasındaki temel öğeler çocukluk, keder ve kadınlar idi. Karanlık ve ironik bir yapıya sahip filmlerinde kimi zaman dönemin popüler konularını ele almıştır.

1973 yılında “La nuit américaine” adlı filmiyle “En İyi Yabancı Film Oscarı“nı aldı.  1977’de “L’homme qui aimait les femmes” ve 1980 yılında ise “Le dernier métro” adlı filmleri yönetti. Eleştirmenler ilk dönem filmlerini daha başarılı bulsa da, kamera kullanımı, kurgu ve anlatım tarzı bakımından yeni bir tarzın yaratıcısı olmuştu. 

Sadece kamera arkasında kalmayarak 1956-1978 yılları arasında kendi filmlerinde küçük rollerde oynadı. Steven Spielberg’in “Close Encounters of the Third Kind” adlı filminde Fransız bir bilim adamını canlandırmıştır.

Truffaut, Close Encounters of the Third Kind filminde

“L’enfant sauvage”, “La nuit américaine” ve “Lhistoire d’Adèle H.“de küçük roller üstlenmiştir, “La chambre verte“de başrol oyuncusu olmuştur. 1983 yılında “La petite voleuse” adlı filmin üzerinde çalışırken çok kötü bir olay yaşanır. Başarılı yönetmen, genç sayılabilecek bir yaşta, sadece 52’sindeyken beyin tümörü yüzünden hayata veda eder. Film Claude Miller tarafından 1988 yılında tamamlanmıştır.

Antoine Doinel Mirası

Truffaut’nun 400 Darbe filmi için yarattığı karakter Doinel, yönetmenin daha sonraki filmlerinde de yer almaktadır. Doinel’ın hayat öyküsünü izleyebileceğiniz filmler sırası ile:

  1. Les quatre cents coups
  2. Antoine et Colette
  3. Baisers volés
  4. Domicile conjugal
  5. L’amour en fuite

Truffaut’nun Sanatı


Truffaut, yaşam öyküsüyle filmlerinin senaryoları arasındaki çizgiyi ortadan kaldıran bir yol tercih etmiştir. Film sanatının, sanatçının kendi yaşantısından yola çıkması gerektiğini savunmuştur. Yirmi sekiz filme imza attığı kariyeri boyunca Truffaut, temellerini attığı Fransız Yeni Dalgasının akımının sinemadaki en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Yönetmen;

dönem filmlerini (l’enfant sauvage, l’histoire d’Adèle H, la chambre verte, le dernier metro)

Amerikan tarzında gerilim (baisers volés, la sirène du mississippi, vivement dimanche, la peau douce)

romantik dram (L’homme qui aimait les femmes, la femme d’à côté)

hatta bilimkurgu türünü (Fahrenheit 451)

ele almıştır. Her biri, çektiği tür, tartıştığı mesele ve ele aldığı hikâye açısından belirli bir zeminde oluşturulmuş filmlerdir. İlk uzun metrajlı filmi “400 Darbe”den, son çektiği 1983 yapımı “Vivement dimanche!“a kadar başarılı bir kariyere imza atmıştır.

Yönetmenin tüm işlerini görmek için buraya tıklayınız.

Okuduğunuz için teşekkürler! Beğenmeyi , yorum yapmayı ve paylaşmayı unutmayınız!

Sanat dolu günler dilerim!
0 0 votes
Article Rating

Bir Yorum Yazın

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments